“Bir matematik problemine dalıp gitmekten daha büyük mutluluk yoktur.”
C. Morley
Prof. Dr. Ali Hikmet DEĞER - Matematik Eğitimi ve Akademik Deneyimler
Karadeniz Teknik Üniversitesi Fen Fakültesi Matematik Bölümü'nde öğretim üyesi olarak görev yapmaktayım. Uzun yıllardır matematik alanında eğitim, araştırma ve akademik çalışmalar yürütmekteyim. Bu süreçte edindiğim bilgi ve deneyimleri öğrencilerim, meslektaşlarım ve matematikle ilgilenen herkesle paylaşmak amacıyla kişisel bir web sitesi hazırladım.
Akademik Kariyerim ve Çalışma Alanlarım
Matematik eğitimine olan tutkum, lisans yıllarımdan itibaren şekillenmeye başladı. Yüksek lisans ve doktora süreçlerimde Çizge Teorisi, Sürekli Kesirler ve Matris Bağlantıları, Özel Sayı Dizileri gibi konular üzerine yoğunlaştım. Akademik kariyerim boyunca hem ulusal hem de uluslararası düzeyde birçok bilimsel çalışmaya imza attım. Ayrıca, matematik eğitiminin daha etkili ve erişilebilir olması için çeşitli projelerde yer aldım.
Matematik Eğitimi Üzerine Deneyimlerim
Matematik, disiplinli bir çalışma ve derin bir kavrayış gerektiren bir bilim dalıdır. Öğrencilerime her zaman matematiği ezberlemek yerine anlamalarını ve sorgulamalarını tavsiye ederim. Derslerimde, teorik bilginin yanı sıra uygulamalı örnekler ve günlük hayattan bağlantılar kurarak matematiğin soyut yapısını somutlaştırmaya çalışıyorum. Ayrıca, öğrencilerin bireysel öğrenme stillerine uygun yöntemler geliştirmek, eğitim sürecimin önemli bir parçasıdır.
Web Sitemde Neler Bulacaksınız?
Bu web sitesi aracılığıyla, matematik eğitimiyle ilgili deneyimlerimi, ders notlarımı, araştırma projelerimi ve akademik çalışmalarımı paylaşmayı hedefliyorum. Ayrıca, öğrenciler için faydalı kaynaklar, matematiksel problem çözme teknikleri ve akademik kariyer tavsiyeleri de sitede yer alacak. Amacım, matematiğe ilgi duyan herkes için bir bilgi ve iletişim platformu oluşturmak.
İletişim ve İş Birlikleri
Matematik eğitimi ve araştırmaları üzerine iş birlikleri yapmak, projeler geliştirmek veya sorular sormak için benimle iletişime geçebilirsiniz. Bilgi paylaştıkça çoğalır ve matematik gibi evrensel bir dil, ancak kolektif çabalarla daha da gelişir.
Teşekkür ederim.
Prof. Dr. Ali Hikmet DEĞER
Karadeniz Teknik Üniversitesi
Fen Fakültesi Matematik Bölümü
Üniversite yıllarıma uzanan yolculuğumu anlatmaya, 90'lı yılların o samimi çocukluk günlerinden başlamak isterim. Çocukluğum, Karadeniz Teknik Üniversitesi lojmanlarının sıcak kampüs ortamında; sokaklarda futbol ve basketbol oynayarak, bisiklet sürerek ve dönemin unutulmaz sokak oyunlarına karışarak geçti. Diğer sayısal derslerden ziyade, matematiğe karşı içimde her zaman çok özel ve derin bir sevgi vardı. O dönemlerde biyoloji hariç diğer fen bilimlerine pek ilgi duymasam da sözel derslerde de oldukça başarılı bir öğrenciydim.
Teknolojiyle ilk tanışmam, babam Prof. Dr. Orhan Değer'in aldığı IBM 386 DX sayesinde, henüz 9 yaşında bir ilkokul öğrencisi olduğum 1989 yılına rastlar. İçerisinde yalnızca MS-DOS işletim sistemi barındıran bu cihazda, disket sürücüsünü kullanarak komutlarla program çalıştırmayı öğrenmek benim için büyüleyici bir keşifti. İlerleyen zamanlarda bu bilgisayara Windows 3.1 işletim sistemini yükleyerek o dönemin çığır açan görsel arayüzüyle tanıştım. Farklı yazılımlar, uygulamalar ve o dönemin modemlerinin sağladığı dial-up bağlantısı aracılığıyla internetin o cızırtılı ama bir o kadar da heyecan verici dünyasına adım atmam, bilgisayar kullanım deneyimimi çok daha zengin bir boyuta taşıdı. Hatta bu merakım, HTML ve CSS kodları yazarak ilk kişisel web sayfamı oluşturmaya kadar uzandı. Lise yıllarım da benzer şekilde, bir yandan sosyal hayatın dinamiklerini yaşarken diğer yandan bilgisayar ve internetin sunduğu yenilikleri keşfetmekle geçti.
Derken zaman su gibi aktı ve tüm gençlerin hayatındaki en büyük dönüm noktası olarak görülen o güne, 2 Mayıs 1999 tarihindeki ÖSS sınavına geldik. Sınavdan önceki akşam odamda büyük bir heyecanla sorulara odaklanmışken, en küçük kardeşim Ömer Faruk koşa koşa odaya daldı: "Abi, abi! ÖSYM başkanı sınavın iptal edildiğini açıkladı televizyonda!" dediğinde, sınav stresinin de verdiği gerginlikle "Zaten stresliyim, şakanın sırası değil!" diyerek onu terslemiştim. Ancak salona geçip haberleri izlediğimde durumun şaka olmadığını, soruların çalınması nedeniyle gerçekten sınavın iptal edildiğini öğrendim. O an sevinsem mi üzülsem mi bilemediğim karmaşık bir duygu seli yaşadım. Bu, akademik hayatıma henüz adım atmadan karşılaştığım ilk büyük şoktu!
Nihayetinde ertelenen sınav 6 Haziran 1999'da yapıldı ve zorlu bir bekleme süreci başladı. Sonuçlar açıklandığında, tercihlerim arasında yer alan Atatürk Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Matematik Bölümü'nü kazandığımı öğrendim. Bu, benim için Trabzon sınırları dışında, tek başıma yepyeni bir hayat tecrübesine atılmak demekti. Gerekli hazırlıkları tamamladıktan sonra, ailemle birlikte Erzurum yollarına düştük.
1999 yılında, Atatürk Üniversitesi'nin köklü atmosferinde, Matematik Bölümü lisans eğitimime adım attım. O dönemler teknolojik imkânlar bugünkü gibi parmaklarımızın ucunda değildi. Ders kayıtlarımızı internet üzerinden tek tıkla yapmak yerine, öğrenci işlerinde sıraya girer, bizzat yüz yüze hallederdik. Danışman hocamız, saygıdeğer Prof. Dr. Nejmi CENGİZ kayıt formlarımızı kağıt üzerinde özenle onaylardı. Ders ve sınav programlarımızı öğrenmek için bölüm koridorlarındaki ilan panolarının önünde toplanır, programları defterlerimize not ederdik. Erzurum'un kalbinde yer alan ve öğrenciler arasında "Mecburiyet Caddesi" olarak anılan Cumhuriyet Caddesi'nin bir arka sokağındaki meşhur Kızılay Öğrenci Yurdu'nda başlayan bu yeni hayat serüvenim, benim için adeta bir büyüme ve olgunlaşma dönemiydi.
Yurda yerleşip kayıt işlemlerimi hallettikten sonra Erzurum'u keşfetmek için sokaklara ilk adımımı attığımda, şehrin insanının ve esnafının o içten, yardımsever tavrı beni derinden etkilemişti. Yurdumuzun şehrin tam merkezinde olmasının büyük bir avantajını yaşadım; üniversiteye ulaşım hiçbir zaman dert olmadı. Hele ki Atatürk Üniversitesi'nin giriş kapısı ile Cumhuriyet Caddesi arasındaki o 3 kilometrelik mesafeyi, içimizdeki gençlik enerjisiyle yürüyerek geçmek bizim için bir zorluk değil, keyifli bir günlük rutindi.
O dönemler, Kızılay Yurdu'nun sessizliğe bürünmüş çalışma odalarında saatlerimi geçirirdim. Birinci sınıftaki tüm derslerin problemlerini tek tek çözmek, konuları derinlemesine anlamak en büyük motivasyonumdu. Bu çabalarımın ve masabaşı mesailerimin karşılığını, ilk yılımı en düşük notum 'BB' olacak şekilde büyük bir başarıyla tamamlayarak aldım.
Bugün geriye dönüp, Karadeniz Teknik Üniversitesi Fen Fakültesi Matematik Bölümü'nde bir profesör olarak çalışmalarıma devam ederken o günlere baktığımda, bilgiye ve çözümlere ulaşmanın artık ne kadar kolaylaştığını çok daha net görüyorum. Ancak bu dijital kolaylığa rağmen, matematik derslerine gereken sabrın ve emeğin her zaman gösterilmediğini hissetmek beni zaman zaman düşündürüyor. Oysa matematik, hangi üniversitede okunursa okunsun, birbiri üzerine inşa edilen sağlam ve birbiriyle bağlantılı bir yapı gibidir. Temeldeki bir kavramı iyi anlayıp kavramlar arasındaki ilişkileri kurmadan, onu kendi cümlelerinizle notlara dökmeden ve sezgisel olarak özümsemeden bir sonraki basamağa geçmek, o yapının sarsılmasına neden olur. Nasıl ki herhangi bir meslekte ustalık bir anda gelmiyor, zaman zaman düşüp kalkarak, merdivenleri ağır ağır çıka çıka edinilen tecrübelerle o işin ehli olunuyorsa, matematikte de durum tam olarak böyledir.
Şimdi, edindiğim bu yılların tecrübesiyle, sayısal alanları hedefleyen aday öğrencilere ve lisans eğitimine devam eden genç meslektaşlarıma rehberlik etmekten büyük bir mutluluk duyuyorum. Gerekli altyapıyı kurmak, temel konulara sağlam bir giriş yapmak ve akademik vizyon kazanmak isteyen öğrencilerle deneyimlerimi paylaşmak, yönlendirmelerde bulunmak benim için bu yolculuğun en anlamlı duraklarından biri. Üniversiteye geçişte bu düşünme becerisini edinmek veya akademik gelişimine katkı sağlamak isteyen herkesle bu yolu paylaşmaya her zaman hazırım.
Erzurum'da Atatürk Üniversitesi'nde geçen dört yıllık yoğun ve verimli lisans eğitimimi 2003 yılında başarıyla tamamladıktan sonra, içimdeki akademik merak beni yeni bir yol ayrımına getirdi. Hem memleketim Trabzon'a dönme isteği hem de köklü bir bilim yuvası olan Karadeniz Teknik Üniversitesi'nin (KTÜ) cazibesi ağır bastı. Böylece, akademik hayatımın belki de en şekillendirici mesailerini harcayacağım lisansüstü eğitim serüvenime KTÜ Fen Bilimleri Enstitüsü Matematik Anabilim Dalı'nda adım atmış oldum.
2003 yılında başladığım Yüksek Lisans eğitimim, matematiğin o muazzam yapısının sadece yüzeyini değil, derinlerindeki zarif iskeleti görmeye başladığım bir dönemdi. Sadece bir şeyler öğrenen bir öğrenciden, yeni bir şeyler üretmeye çabalayan bir araştırmacıya dönüşme sürecim de bu yıllarda filizlendi. Nitekim 2004 yılında bölümümde "Araştırma Görevlisi" olarak göreve başlamam, bu dönüşümün en önemli adımıydı. Artık sadece derslere giren biri değil, bölümün mutfağına girmiş geleceğin bir akademisyeniydim. 2006 yılında yüksek lisansımı tamamladığımda, bilimsel araştırmanın ve bir problemi her yönüyle incelemenin ne demek olduğunu kavramıştım; ancak içimdeki "daha fazlasını bilme" arzusu daha yeni uyanıyordu.
Hiç vakit kaybetmeden, 2006 yılında aynı kurumda Doktora programına başladım. Doktora yılları, akademisyenin ocağında piştiği, tabiri caizse gecesini gündüzüne kattığı meşakkatli ama bir o kadar da büyüleyici bir dönemdir. Analiz ve Fonksiyonlar Teorisi çatısı altında; Çizge (Graf) Teorisi, Sürekli Kesirler, Özel Sayı Dizileri ve bilhassa Alt Yörüngesel Graflar (Suborbital Graphs) gibi konuların derinliklerine daldım. Bazen bir teoremin ispatı için haftalarca kafa yorduğum, bazen bir makalenin tek bir satırını anlayabilmek için günlerce yabancı kaynak taradığım zamanlar oldu. Ancak C. Morley'in o güzel sözünde olduğu gibi, "Bir matematik problemine dalıp gitmekten daha büyük mutluluk yoktur." Doktora çalışmalarım boyunca Modüler Grup, rasyonel köşeli graflar ve matris bağlantıları üzerinde yoğunlaşarak 2011 yılında "Doktor" unvanını almaya hak kazandım.
2012 yılında Yardımcı Doçent, 2018'de Doçent ve nihayetinde 2024 yılında Profesörlük kadrosuna atanarak sürdürdüğüm bu uzun akademik yürüyüşte, lisansüstü yıllarımın bana kazandırdığı en büyük değer "sabır" ve "sistematik düşünme" becerisi olmuştur.
Bugün geriye dönüp baktığımda; TÜBİTAK projeleri yürüten, ulusal ve uluslararası alanda makaleler yayınlayan bir akademisyen olarak en büyük motivasyonumu kendi lisansüstü (yüksek lisans ve doktora) öğrencilerime danışmanlık yaparken buluyorum. Onların gözündeki o araştırma ateşini, ispat bulduklarındaki heyecanlarını görmek ve benim yıllar önce yaşadığım o zorlu tez süreçlerinde onlara yol göstermek paha biçilemez bir duygu. Kendi tecrübelerimden yola çıkarak onlara her zaman şunu söylerim: Lisansüstü eğitim sadece bir diploma alma süreci değil, evrensel bilgi havuzuna kendi damlanızı bırakabilme, bilimin o devasa sınırında yeni bir kapı aralayabilme cesaretidir.
Bu cesareti göstermek, matematik alanında araştırmalar yapmak ve bilimsel projelerde yer almak isteyen tüm genç meslektaşlarıma rehberlik etmeye; bilginin paylaştıkça çoğalacağı inancıyla edindiğim bu akademik birikimi aktarmaya her zaman devam edeceğim.
Akademik yolculuğum, benim için bir unvanın ötesinde, matematiğin o sonsuz ve büyüleyici evreninde bitmek bilmeyen kişisel bir keşif serüveni oldu. Karadeniz Teknik Üniversitesi'nde profesör olarak geçirdiğim her gün, o ilk yılların araştırma heyecanını içimde taze tutuyor. Odamın sessizliğinde bir teorem üzerinde çalışırken hissettiğim odaklanma ile amfide tahta başında yaşadığım coşku, bu mesleğe olan bağlılığımın en temel taşlarıdır.
Kişisel akademik üretimimin merkezinde; Sayılar Teorisi ve Çizge Teorisi'nin o zarif kesişimi yer alıyor. Alt yörüngesel graflar (suborbital graphs), Farey grafları, sürekli kesirler ile Fibonacci ve Lucas dizileri üzerinde düşünmek benim için bir işten çok, entelektüel bir tutku. Bir problemin üzerine bazen günlerce, bazen haftalarca kafa yorduğum ve en sonunda o karmaşık yapıların ardındaki düzeni ortaya çıkardığım anlar, bir matematikçinin yaşayabileceği en saf mutluluklardan biri. Benim için matematiğin doğruluğu ve mantığı kadar, sunumunun estetiği de her zaman büyük bir önem taşıdı. Bu yüzden araştırmalarımı, makalelerimi ve ders notlarımı hazırlarken LaTeX'in o kusursuz dizgisinden ve TikZ ile oluşturduğum görsel dünyadan asla vazgeçemem. Bir ispatı sadece kağıda dökmekle kalmayıp, onu en güzel ve akıcı haliyle görselleştirmek, akademik üretim sürecimin en keyifli ve bana özgü parçalarından biridir.
Bu entelektüel merak, beni sürekli olarak yeni projeler üretmeye ve sınırlarımı zorlamaya itti. Özellikle son dönemde tamamladığımız TÜBİTAK projelerinin her bir iş paketini ilmek ilmek işleyerek uluslararası makalelere dönüştürme süreci, masabaşında geçen o uzun ama son derece tatmin edici saatler, benim için adeta bir zihinsel maratondu. Şimdi ise elde ettiğim bu yeni bulguların ışığında, yepyeni BAP projeleri tasarlamak çalışmalarıma taze bir soluk getiriyor.
Kendi iç dünyamda yaşadığım bu araştırma ve keşfetme heyecanını, lisansüstü derslerimde öğrencilerimle paylaşmak ise bu mesleğin en güzel ödülü. Özellikle "MATL7461 Fibonacci Sayılarının Bazı Özellikleri" gibi ileri düzey derslerde, bu sayı dizilerinin barındırdığı derin yapıları ve estetik ilişkileri ele alırken sınıfta oluşan akademik atmosfer bana büyük bir ilham veriyor. Lisansüstü öğrencilerimle yaptığımız o derinlemesine teorik tartışmalar, farklı bakış açılarıyla problemleri irdelemek sadece onların değil, benim de akademik vizyonumu sürekli besliyor ve canlı tutuyor.
Nihayetinde benim akademik deneyimim; yeni bir teorem ispatlamanın verdiği o kişisel hazla, bilgiyi estetikle harmanlayarak genç zihinlere aktarmanın verdiği huzurun bir bütünüdür. Matematiğin bu sessiz ama bir o kadar da derin dünyasında, ilk günkü merakım ve şevkimle üretmeye, araştırmaya ve öğrenmeye devam ediyorum.